scorecardresearch
Daha iyi hizmet vermek için bu websitesinde çerezler kullanıyoruz.

İçeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sunmak ve trafiği analiz etmek için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanımınızla ilgili bilgileri ayrıca sosyal medya, reklamcılık ve analiz iş ortaklarımızla paylaşabiliriz. İş ortaklarımız, bu bilgileri kendilerine sağladığınız veya hizmetlerini kullanırken topladıkları diğer bilgilerle birleştirebilir.

Çerez nedir?

Çerezler, web-sitelerinin, kullanıcıların deneyimlerini daha verimli hale getirmek amacıyla kullandığı küçük metin dosyalarıdır. Yasalara göre, bu sitenin işletilmesi için kesinlikle gerekli olan çerezleri cihazınıza yerleştirebiliyoruz. Diğer çerez türleri için sizden izin almamız gerekiyor. Bu site farklı çerez türleri kullanmaktadır. Bazı çerezler, sayfalarımızda yer alan üçüncü şahıs hizmetleri tarafından yerleştirilir. İzniniz şu alanlar için geçerlidir: web.tv

NATO planları Türkiye’nin korunmasına dönük değil.

56 izlenme
Kategori Haber
Eklenme Tarihi 2 yıl önce
DilTürkçe
Açıklama
Biz niçin NATO örgütü içinde bulunuyoruz meselesini anlamadan bu soruya cevap vermek mümkün değil. 1946 yılında Josef Stalin Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliği’ne bırakılması; İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde Sovyet denetiminin kabul edilmesi hususunda Türkiye Cumhuriyeti’ne bir nota verdi. Bu büyük bir panik doğurdu Türkiye’de. Ve ancak Batı ülkelerinin, yani Sovyetleri Birliği’ne düşman görünen yahut gerçekten düşman olan ülkelerin savunma şemsiyesi olmadan Türkiye’nin yaşayamayacağı korkusu sardı insanları. Demokrat Parti’nin icraatına, Demokrat Parti iktidara gelir gelmez yapmaya başladığı şeylere, Halk partililer şöyle itiraz ediyorlardı: “Siz bu kafayla giderseniz bizi NATO’ya almazlar” O zaman NATO’ya girmek çok önemli bir şeydi ki; NATO 1949’da kuruldu. Hâlbuki nota 1946’da. 1949’da NATO’nun kurulması Türkiye için büyük bir nefes alma alanıydı. Neden böyleydi? Bizim o İslâm Devleti olarak kurulan Cumhuriyetimiz 1925 yılında Sovyetler Birliği’yle bir Saldırmazlık Paktı yaptı. Bu Saldırmazlık Paktı on senede bir tarafların bir itirazı olmadığı takdirde kendiliğinden yenilenen bir pakt idi. Dolayısıyla 1935’te kendiliğinden yenilendi. Ama 1939’da İkinci Dünya Savaşı çıktı ve İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye girmediği gibi Sovyetler’in lehine bir tavır da belirtmedi. Sovyetler’le arasında anlaşma olan bir ülke olarak. 1945’te Sovyetler bu anlaşmayı yenilemediler. Ankara’dakiler yenilenmesi için, telaşla çok şeyler yaptılar. Ama Sovyetler dediler ki “Savaş içinde siz bizim yanımızda yer almadınız. Dolayısıyla bu Saldırmazlık Paktı’nın bizim için bir manası kalmadı!” Dolayısıyla 1945’te bu anlaşma bitirilip, 1946’da da bu nota verilince Türkiye’de iktidar sahipleri ellerinden nelerin alınacağı korkusunu gayet iyi bildiklerinden, bir şekilde, belki de devletin devamını bu sağlar ümidiyle NATO’ya girdiler. Ve biz NATO’ya Kore’de akıttığımız kanın bedeliyle girdik. 1960’tan sonra insanlar sosyal, siyasi, ekonomik olaylara birazcık canlı bir şekilde eğildiklerinde anladılar ki, NATO planları Türkiye’nin korunmasına dönük değil. Biz NATO’ya siyasi bir cilve olarak girdik. Yoksa NATO askeri olarak bizi korumayı vaad etmiyordu planları itibariyle. Sonradan, muhtemel bir savaşın Sovyetler Birliği’ni yenme aşamasına gelindiğinde, Ege’den NATO çıkartma yapacaktı ve yavaş yavaş Türkiye kurtulacaktı, NATO planlara göre. Onun için bütün Türkiye’de biliyorsunuz NATO yolları vardır. Bunlar Ege’den çıkartma yaptıktan sonra o yollardan gidip Sovyetler’i asıl sınırlarına geri iteceklerdi güya. Vesaire vesaire. Bütün bunlar bize zaman kaybettirdi. Biz bütün Cumhuriyet tarihimiz boyunca dünyada olup biten şeylerin, güç mücadelelerinin şamar oğlanı olmaktan fazlasına güç yetiremedik. İsmet Özel`in 19 Aralık`ta SKY Türk 360 Televizyonunda konuk olduğu "Şimdi Söz Sizde" programından. Konuşmanın tamamını izlemek için: www.youtube.com/watch?v=mWljJ...
Etiketler